“Neden bu kadar geziyorsun? Gez gez nereye kadar?”
Bu soruyu sık sık duyuyorum. Aslında hepimizin hayatı bir koşturmacanın içinde geçiyor. Yapılması gerekenler, yetişilecek işler, ulaşılması gereken hedefler… Çocukluktan itibaren bir şeylerin peşinden gidiyoruz: takdir almak, sınavları geçmek, iyi bir okul kazanmak, bir meslek edinmek, kariyer yapmak… Kısacası hayatımızın büyük bir kısmını bir yerlere varmaya çalışarak geçiriyoruz.
Bazen bunlara o kadar odaklı yaşıyoruz ki kendimizi tanımaktan, gerçekten ne istediğimizi anlamaktan uzaklaşabiliyoruz. Hedeflerin bir kısmı gerçekleştiğinde, içeriden bir yerden “İşte şimdi mutlu olmam lazım.” diyoruz ama o beklediğimiz mutluluk yok. Bazen bunu çok geç de fark edebiliyoruz. Adını koyamıyoruz, tanımlayamıyoruz.
Benim için de böyle oldu. Gerçekten ne istiyordum, ne arıyordum? Neden hedeflediğim şeyleri başarmama rağmen içimde tanımlayamadığım bir boşluk vardı?
O zaman, nasıl bir hayatım varsa onun tam tersi bir hayat tarzına geçtim. Yıllardır emek verdiğim işimi bir anda bırakmaya karar verdim. Kurumsal hayatta yıllardır çalışan, unvanı olan, istediği seyahatleri gerçekleştirebilen ve alım gücü olan biriydim. Ailem beni birikim yapmaya teşvik etse de onları dinlemek hiç içimden gelmedi. Yapmak istediklerime odaklanmak istiyordum. Tanımlayamadığım o boşluk kararlarımı etkiliyordu.
Şimdiki aklım olsa tabii ki onları da dinler, maddi yatırımlar yapardım. Dünyanın bu kadar değişeceğini nereden bilebilirdim ki? Ben de gençtim. Çocukluğumdan beri belli hedeflerim vardı ve ben hep onların peşinden gitmeyi öğrenmiştim. Eğer imkânların yeterli değilse daha çok çalışacaksın. Odaklan, çalış, planlı ol, hedef koy ve başar.
Hedeflerime vardığımda yeni hedefler koydum. Bu, böyle devam eden bir döngüydü. Her hedefe varışımda içimdeki boşluk artık inkâr edemediğim bir boyuta ulaştı. Yaşadığım şehir, bulunduğum ortam… Hepsi bana daha ağır gelmeye başlamıştı. O boşluk içimdeyken ne yapsam söylenmekten kendimi alamıyordum.
İstifa ettim. Kariyerimi bıraktım ve yaşadığım şehirdeki, hatta ülkemdeki hayattan da bambaşka şartlara sahip bir ülkeye gittim: Hindistan’a.
Bu karar bir anda verilmiş gibi görünse de aslında içimde uzun zamandır büyüyen soruların bir sonucuydu. Peki gerçekten ne arıyordum? Hindistan’da beni ne bekliyordu? Oraya gittiğimde içimdeki o boşlukla ilgili bir cevap bulabildim mi?
Bu yolculuk düşündüğümden çok daha farklı, çok daha sarsıcı ve öğretici oldu. Ama o hikâye başka bir yazının konusu.
Onu da bir sonraki bölümde anlatacağım.
Bu arada merak ediyorum: Siz hiç her şey yolunda görünürken içinizde açıklayamadığınız bir boşluk hissettiniz mi? Ya da hayatınızda her şeyi bırakıp başka bir yola sapmayı düşündüğünüz bir an oldu mu?
İsterseniz yorumlarda paylaşabilirsiniz. Belki de bu yolculuğun en güzel kısmı, benzer soruların peşinden giden insanlarla karşılaşmak.
Devamı yakında… ✈️🌏

